Makaleler

Cahile söz anlatmak

Dönersen cehalet çarkında her dem,
Akmaz hayat arkında hiçbir erdem.

 

Cahil bir fenomen, cehalet bilmediğini bilmemekten kaynaklanan bir kabalık, müsamahasızlık. Zıddı ise bilgili olmak değil, erdemli olmak ve yumuşak huyluluk.

İmam Şafi, “bir delille kırk alimi ikna ettim, ama kırk delille bir cahili ikna edemedim” demiş. Niçin? İkna olmak, akılla, düşünmeyle, erdemle alakalı da ondan.

Her zaman karşılaştığımız tipler vardır. Bu insanların aldıkları eğitim veya eğitimsizliği değil, söz ve davranışları cahilliklerini ele verir.

Cahilleri kolaylıkla teşhis edebiliriz…

Cahil, ufak bir tecrübeyi genelleştirir. Bir ülkenin gelişmişliğini yaşadığı ufak bir tecrübeye bağlar. Yeri gelir bir köyün yolunun dozere vurup düzlenmesi, yeri gelir referansla gittiği bir kasaba hastanesinde gördüğü iyi muamele, yeri gelir bir bankadaki kendine göre iyi bir tavsiye, yeri gelir basit bir köprü, yeri gelir basit bir yol, yeri gelir altyapı diye yutturulan kanalizasyon, yeri gelir şehrin göbeğine hançer gibi saplanan bir gökdelen, yeri gelir bir çuval kömür yardımı, yeri gelir üç kuruş zamlanan emeklilik maaşı bütün ülkenin gelişmişliğini gösterir.

Bak bir çevrene, sen de göreceksin istemediğin kadar. Mantık arama sakın, varsa koy önüne biraz mantı tıkınsın, sonra tıksırana kadar çene çalsın.

Ülkenin yarısının yolları berbatmış, yapılan yollar iki yıl sonra çöküyormuş, çevre katledilip şehirler betonlaşıyormuş, modern dünya Mars’a araç gönderirken, binlerce köyün doğru dürüst yolu yokmuş, hastanelerin çoğunda ciddi yetersizlikler varmış, insanlık dışı muameleler yaşanıyormuş, insan merkezli sistem yokmuş, insani gelişim endeksine göre ülke 70’inci sıradaymış, eğitim çökmüş, kişi başına düşen milli gelir sekiz bin dolarmış, etin kilosu 50 TL’ymiş, cinsel istismar yaygınlaşıyormuş, ifade özgürlüğü ayaklar altındaymış, cadı avı yapılıyormuş, yolsuzlukları yazıp çizen gazeteciler kodesi boyluyormuş, hapishanelerde işkence ayyuka çıkmış… cahil insan sorgulamaz, konuşmaz bunları. Ya ülkeye, topluma, ahlaka, eğitime, ekonomiye evrensel boyutta bakmak… ondan fersah fersah uzak bir fazilet.

Cahilin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, çoğulculuk gibi talepleri olur mu? Asla! Hakkında hiçbir şey bilmez, ama reddeder, işte cehaletin en koyusu. En çok bildiğini zannettiği din ve ekonomidir, bunlar üzerine de hiçbir kitap karıştırmadan hariçten gazel okur.

Peki hem dinde hem de evrensel hukukta geçerli olan suç ile ceza arasındaki uyum, suçun şahsiliği veya cezanın yargılama sonucu verilmesi gibi noktaları gale alır mı? Recep İvedik’in gişe rekorları kırdığı ülkede bunlar pek ciddi şeyler.

Cahil insan sevemez, nefret eder. Sığlığını milli ve dini hisleriyle bastırır. Çapsızlığını daldan dala atlayarak örtmeye çalışır. Hiçbir konuda kendi fikri yoktur, ama başkalarından kotardığı bilgi kırıntılarıyla ya da kendine slogan olarak seçtiği bazı ayet ve hadisleri sallamaya alışıktır. Edebi türlerin hiçbirine vakıf değildir ama vatan, millet edebiyatına aşıktır. İlimden, fikirden haz almaz, ancak başkasından aldığı gazla geçer gerilime. Sanat, kültür, edebiyat uğramaz semtine. Bilmez ki, ‘bir kaşık çalsan irfanına görünür dibi.’ Konfüçyus, ‘cahillik ruhun gecesidir, ay ve yıldızsız bir gece’, der ki haklıdır.

Ya cahilin tarih bilgisi… Ne bilgisi! Olsa olsa dizilerden, sosyal medyadan edindiği çoğu manipüle malumat… Milli ve dini aidiyeti öylesine önemser ki, güçlü olmak, kendini herkesin üzerinde konumlandırmak için hamaset tek dayanağıdır. Hep bildiğimiz teraneler. Akletmek, iz’an, erdem, sentez, ilke, araştırmak, tutarlılık hepsi angarya… Yüz yalan söyleyenin ya yalanlarını görmekten aciz bir ahmak ya da gördüğü halde arkasından gidecek kadar aklını kullanma konusunda cimridir. Propagandaya teslim olup savaş tamtamlarına kapılacak kadar da avanak.

Zira cahil çatallı düşünür. Kimliği veya kişiliğindeki boşlukları milli ve dini hamasetle doldurur. Hamaset biricik sığınaktır onun için. Platon’un mağarasındaki gölgeleri gerçek zannedenler kadar zavallıdır da. Başkalarının aklıyla veya komutuyla hareket eder. Ona göre insanlar arasında ayrımcılık yapar. İyi bildiği insanların her dediğine inanır, kötü bellediklerine de belden aşağı vurur, türlü isnatlar uydurur veya uyduruk isnatları başkalarına duyurmakta da bir beis görmez. Yılların dostu bakıvermişsin birden “vatan haini” oluverir, çete reisleri de dost. Aidiyet duyduğu topluluktaki tanımadığı insanları yüceltirken, iyi tanıdıklarını birden siler. Cahil küstahtır nihayetinde. Bir çırpıda muhatabını rencide edici, gönül kırıcı, ukalâ davranışlar içine girer. Hz. Ali, ‘cahile sakın latife yapma, dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar’, der. Yani kaba ve dar kafalıları muhatap almaya gelmez.

Küstahlığını her yerde gösterir, ibadetlerinden riyakarlık dökülür. Diniyle ilgili bilgi kırıntılarına yeni uyanmışken gittiği camilerin kıbleleriyle meşgul olur. Kendi kıblesini bulmadan başkalarına istikamet vermeye kalkar. Osmanlı tarihiyle ilgili bir kitap okumadan Osmanlı kıyafetiyle sosyal medyada caka satar. İdeoloji bile değil, sloganların kölesidir cahil. Bilmediğini bilmeyen insan sürü olduğunu nereden bilsin… Ancak herkesi kendisi gibi bilir.

Omurgasızdır, rüzgâra göre yön çizer. Yan çizdiği de çoktur. Güç ve çıkardır dümen suyunda gittiği. İlke, ahlak mı! Geç bunları, cehalet pazarında geçer akçe değildir hiçbiri. Edepsizlikte yarışamazsın kesinlikle, neticede marifet sınırlı, cehalet ise sınırsızdır.

Muhammet Mertek

 

Letzte Aktualisierung: 22. Januar 2018
Zur Werkzeugleiste springen