Köşe Yazıları Türkçe

THY ile buzda uçarken…

Cenaze vesilesiyle doğup büyüdüğüm Espiye’deyim. Hava karlı. Kar ve toprağın birbirine karıştığı sulak sokaklarda yürüyorum. Eskiden Karadeniz’in şirin bir kasabasıydı. Ya şimdi… Daracık sokaklarından yükselen kiremitli binalardan çocukluğumu geçirdiğim mekânları tanıyamadım. Zihnimde yer eden hiçbir iz kalmamış ki mahallede.

Keşke altyapısıyla, çevre düzenlemeleriyle, temizliğiyle, sahiliyle ve dahi insanlarıyla daha hümanist, daha güzel bir istikamette gelişseydi. Nerede?..

Neyse pazar günü saat 13.45’te Trabzon Havaalanından İstanbul aktarmalı Düsseldorf’a uçacağım. Sabah 9.30 otobüsüne bilet aldım. Yollar karlıydı, ne olur ne olmazdı. Bir de her yerde in bin… Yanımda oturan liseli gencin arasıra telefondan aldığı habere göre herhangi bir uçak iptali yoktu. Saat 12.00 gibi havaalanına vardık.

İlk güvenlikten geçtim ve ilk sürprizle karşılaştık. Bütün seferler „hava muhalefeti“ sebebiyle iptal. Hemen THY bürosu önünde sıraya girdim. Üç sırada işlem yapılıyordu. Her işlem 10-15 dakika sürüyor. Önümde 5-6 kişi var. Bir gün sonraki 13.45 öğle uçağını tercih ediyorum. Tabii Düsseldorf bağlantılı uçak da akşam İstanbul’dan 19.40’ta.

THY Avrupa’nın en büyüğü olduğundan kendine yakışanı yapıyor ve bizi 5 yıldızlı bir otele gönderiyor! Ama bir minibüs dolusu insan tedirgin. Pazartesi taksiye atlayıp yine 12.00 gibi havaalanına vardım. Saat 13.00’te İstanbul’dan gelen uçağımızın inmek üzere alçalmaya başladığını ipad’den takip ediyoruz, yaklaşık on onbeş kadar yolcuyuz lounge salonunda. Hava açık, denizi görebiliyoruz. O da ne? Uçak inemeden tekrar havalanıyor, birkaç dakika sonra kavis çizerek tekrar deniyor. Nafile… Bu sefer Samsun tarafına yönelip yine deniyor, ileriden dönüp gelip bir kere daha… Bir türlü inemiyor. Bu arada hava biraz kötüleşiyor, görüş mesafesi azalırken rüzgâr da artıyor. Fakat arka arkaya bir THY uçağı, bir de Pegasus uçağı indiğine şahit oluyoruz. Peki bizim uçağın pilotu neden inemiyordu? Herkes bu soruyu soruyordu. Hatta inse bile bu pilotun kullandığı uçağa binilir miydi?

Biz bunları tartışırken baktık uçak Samsun havaalanına inmek üzere. Ipad’den kaybolunca indiğini anlıyoruz, içindeki yolcularla birlikte. Yakıt ikmali mi… Dört saat mi ne geçti tekrar havalanıyor. Bu sefer inmeliydi, çünkü bu arada bir iki uçak daha iniş yapmıştı. Geldi geldi, alçaldı biz piste indiğini düşünürken baktık pistte uçak falan yok, teğet geçip üzerimizden uçup gitmişti. Yine dönüp geldi, fakat gittikçe yükseliyordu artık. Acaba dönüp bir daha dener miydi? Bekledik… ama boşuna. Zonguldak üzerinden İstanbul’a doğru yol aldığını anladık. Biraz sonra da resmen „iptal“ anonsu.

Yine THY bürosuna çıktık ve kuyruğa girdik. Bu sefer bayağı kalabalıklaşmıştı da. „Ya sabır“ çektik. Sırada bekleyenler alternatif uçuşlar üzerine konuşuyor, görevlilerle hararetli konuşmalar geçiyordu. Öğrendik ki tanıdıkları olan bazı şanslı şahıslar o akşam 19.00 ve 20.45 uçaklarında yer ayarlamışlar, biz uçağımızı nafile beklerken. Neyse, önümde duran altı kişilik grup salıyı çarşambaya bağlayan gece 02.40 uçağına bilet almış,o da dolmuştu. Çarşamba günü de yer kalmamış ki ancak perşembe günkü uçakları teklif ettiler bana! Evet inanılır gibi değil… Tam bir kâbus! Trabzon gibi bir şehirde hava muhalefinden günlerce mahsur kalıyorsunuz! Ve elinizden hiçbir şey gelmiyor İstanbul’a ulaşmak için.

Samsun’dan uçakların uçabildiğini öğrendim. Sıra bana gelince salı sabahı 07.45 uçağını İstanbul’a, 11.00 uçağını da Düsseldorf’a aldım. Hızla otogarın yolunu tuttum, ama neyle gideceksin. Tek tük taksiler hep dolu geçiyor. Yollar kar buz. Birkaç yüz metre yürüdükten sonra otogara giden bir minibüse atladım. Otogara girer girmez: „Nereye abi?“ „Samsun’a!“ „En erken 21.00 otobüsü kalkar abi, şimdi yolda, çeyrek geçe gelir.“ Bilet ücretini sordum, 30 TL. Gözüm pek tutmadı. İki yere daha sordum, en erken o otobüsün olduğunu görünce ücreti verdim. Bilet? „Yok abi!“ Biraz ileride baktım o şirketin tabelası var. Oradaki kişiye gidip başkasından size ait yer aldığımı söyleyince, „Onun garantisi yok!“ demez mi? Hemen koşup 30 TL’yi geri istedim ve gelip buradan bileti aldım, 30 nolu koltuğu.

Otobüs 21.30’da hareket etti. Karın buzun üzerinde yol almaya başladık. Üstüne üstlük şoförün bir elinde sigara, diğerinde çay, bazen telefonla konuşuyor. İstemsiz homurdanmaya başladım. Otobüs ağzına kadar dolu, kimsede çıt yok! Bu ne sorumsuzluktu, hem de böyle bir havada! Eynesil, Görele ilçelerinde TIR kaymış yol kapanmış dediler, biraz bekledik. İlginçtir, Samsun’a kadar 300 km’lik sahil yolunda bir tane bile yol açma çalışması yapan araca rastlamadık. 20-30 cm karın buzun üzerinde tam sabah saat 05.30’da Samsun Havaalanı sapağına gelince indim. Taksi var ama taksici ne arasın sabahın köründe… Otostop yaptım, birkaç km olan havaalanına vardım. Doğrudan gittiğim THY gişesinde 06 uçağında yer olduğunu, istersem onunla gidebileceğimi söylediler, hemen kabul ettim. Çünkü artık en seri şekilde buralardan ayrılmak istiyordum.

İstanbul’a varınca yorgun argın saat 11.00’i sabırsızlıkla beklemeye koyuldum. Düsseldorf’a inince öyle rahatladım ki, kâbustan kurtulmanın verdiği bir huzurdu bu. Birkaç günlük yaşadıklarımla ülkenin altyapı, insan profili, sosyal hayatın işleyişi, kriz yönetimi açılarından on yıllarca geri olduğunu fark ettim. Halkı birileri fena şekilde aldatıyor ama bakalım nasıl ve ne zaman fark edecekler?

Muhammet Mertek

Letzte Aktualisierung: 8. April 2017
Zur Werkzeugleiste springen